dünya yüzünde söylenmemiş bir tek laf bile yoktur dersem de aynı. geçmişime kuşbakışı desem de. üç noktası bol yazılar yazdığım zamana dönmek istiyorum. geçmişime kuşbakışı bakmak. tamamlayamadığım cümleleri tamamlamak. rüya gibi. müdahale edemeden yeniden izlemek istiyorum. çok yeşildi maslak. yeşil ve ışıl ışıldı. elime bir tane çiçek alır kampüsün içinde yürürdüm yavaş yavaş. yürümeyi unutmadığımız zamanlar. sonra kimya fakültesine yaklaşırdım. tek başıma. tek başına yürüyebildiğimiz zamanlar. dizlerim titremeden. sevdiğini hep bulacağını bilerek. sonra arkadaşlarımla çıkar giderdik zamanı kaybedebileceğimiz yerlere. bir bütün gün anfinin önünde oturup sohbet ettiğimiz günler vardı. vardı öyle bir zaman. her şeye zaman vardı. delirmeye de. sevilmeye de. bu günlerde dönüp dönüp o zamanları hatırlıyorum. tepeden bakılası zamanlar. unutarak kaybedeceğin, unutarak eriyeceğin zamanlar. küçük çocukların ellerinden tuttuğun zamanlar. küçük çocuklara yol gösterdiğin, sarı saçlarını doya doya okşayabildiğin zamanlar. küçücük bir çocuğa, balonlara aşık bir çocuğa masallar yazdığın zamanlar. büyüyünce nasıl bir çocuk olacağını çok merak ediyorum yazmıştım. şimdi göremiyorum bile. büyüyünce nasıl bir çocuk olacağını sana söyleyemez bir çocuk. beraber büyürsen görürsün. sen göremedin. küçücük sapsarı bir çocuğun ellerinden tutamadığın için ağlıyorsun şimdi. onu merak ettiğin için düşüyorsun bu hallere. çocuğuna gel diyorsun gelemiyor. sen de gidemiyorsun. bu hallerin hep ondan. denize baksan. geçtiğin yollara baksan da çözemezsin artık bu düğümü. o çocuk seni hep sevmiştir. o çocuk sana hep söylemiştir en derin sırlarını bile. sen duyamamışsındır. seni sevdiği zamanlardan kuşkulanan kendinden utanmanın zamanı gelmiştir artık. dövüş klübü. tek tek çözülsün bütün düğümler kafanda. paylaşama. durman gereken yerde durama. ellerini tutama. ne kadar kolay bu gunlerde bir şeyler değil mi?
arşiv
- Nisan 2008
- Temmuz 2007
- Mayıs 2007
- Nisan 2007
- Mart 2007
- Aralık 2006
- Ekim 2006
- Eylül 2006
- Ağustos 2006
- Nisan 2006
- Mart 2006
- Aralık 2005
- Kasım 2005
- Ekim 2005
- Eylül 2005
- Ağustos 2005
- Temmuz 2005
- Haziran 2005
- Mayıs 2005
- Nisan 2005
- Şubat 2005
- Ocak 2005
- Aralık 2004
- Ekim 2004
- Eylül 2004
- Mayıs 2004
- Nisan 2004
- Mart 2004
- Şubat 2004
- Ocak 2004
bloglar
edebiyat
YAZDIKLARINIZ GERÇEKTEN ÇOK GÜZEL NASIL OLUYORDA HAYATA BUKADAR GÜZEL BAKABİLİYORSUNUZ
Yazı yazmanın büyüsü geçmişi hatırlamak mı? Ne zaman içimde birşeyler kaynamaya başlasa geçmişin gölgeleri bırakmıyor peşimi, yazacaklarımın içine sızıveriyorlar. Ben yeni şeylerden bahsetmek isterken geride bıraktığım benler gelip tutuyorlar elimden, bana yardım ederek, ben istemesem de isteyerek severek.
Özlediğim ne varsa hepsi geçmişte mi? Güzel anlar yaşanmıyor mu şimdiki zamanlarda? Yaşarken kaçırıyorda; görüntülerin keskinliğini anı sisiyle gölgelenince mi aklım başıma geliyor?
Bilmem, ama hayatında güzel ne var derseniz “hayatımda güzel ne var dı?” diye sorup kendime, hepsi geçmişimde, karıştırmam gerekiyor sandığmı demek düşer bana.
Çok acılar çektiğim zamanlar da oldu, ama onları bile zafer duygusuyla anlatır oldum insanlara. O kadar tek düze ki hayatım bisiklete binmeyi öğrenirken paniğe kapılıp hızla ön tekerime yaklaşan ve aslında durmakta olan arabayı ve ne olacak acaba duygusuyla içimi kaplayan merak duygusundan başka hiçbir şeyin -başta fren denen mekanizmanın- aklıma gelmediği 5 yaşımın o sıradan gününü anlatıp hayatımda beni şaşırtacak hiçbirşey olmuyor artık diyebilirim.
Canım merhaba,tanımışsındır herhalde beni..ne zamandır aklımdasınız,seninle irtibat kurup görüşmek istiyorum..sevgi ile kal..görüşmek ümidi ile..