yaz. hiç durmadan yaz sen. sabah kalk. beynini bırak yatağının başucunda. işe git. akşam yat. ağla.
sen yalnızdın hep prenses. ağla.
they called me the wild rose
but my name was elisa day.
Nisan, 2005 için Arşiv
denizin kıyısında oturup kırmızıyla konuşuyorum yine. eski günlerdeki gibi.
- neredeydin bunca zaman?
- araya kış girmişti, hatırlamıyor musun?
- kışın da gelenler vardı buraya.
- benimki kara kıştı.
yürümeye halim yok. hep bu kıyıda otursam. gelenler, gidenler, görmek isteyenler… kırmızıyla ben… sohbet ederken… sabah güneşini izlerken… yüzerken usul usul… kırmızı yanımda kıpkırmızı gözleriyle… yazın tadını çıkararak…
küçük kurtçuklar vardı […]
saten çarşaflar geri geldi.
katran karası arabesk.
guten morgen!
baharın geldiğine her sene benim kadar şaşıran var mıdır acaba?
bahar geldi! geç geldi ama artık geldi bahar. bacaklarım hava alıyor. ayaklarımı bileklerime kadar suya sokabilirim. hatta temiz bir deniz bulursam girebilirim bile. yaşlandım. temiz deniz de ne ki?
neredeydi shangri-la? bu sene bahara da geç kaldım. yakalayamadım denizi.
kırmızı parmak uçlarımda yürüyorum. geceleri vampir oluyor ruhum, küçük çocukları bile dişliyorum. gündüzleri sünepe bir ev kızı. gündüzleri yorgun bir ev hanımı. gündüzleri sevmiyorum. kapkara oluyor tabanlarım bütün gün tozlu parkeler üzerinde. geceler kırmızı parmak uçlarım. geceler sarı çarşaf. geceler pis kokulu neşeler. gündüzler temiz ama mutsuz.
senin elinden tutmak isterdim çocuk. istediğin yere seni götürmek […]
günaydın güneş.
acemi rüzgar yüzüme vurdu sahil yollarını dolaşırken. gizli odalarına girdim boğazın. çıkamayacağımı sandım ama hep başarıyla çıktım karabasanlardan. bahar geldi yine. yaza çevirdi yüzünü. ani gelmeye başladı mevsimler bu şehre. çok ısındı, çok bozdu iklimini. hasat vakti erken geldi. gitmek, gitmek, gitmek vakti…