16 Mayıs 2005 // ölü kelebeklerin dansı

bulucam… bulucam… bulucam…

bana sorduğun soruların elbette var cevapları. sadece çok düşünmemesi gerekiyor insanın. cevapları fısıldayan küçük melekler ensemdeler. o kadar yoğun ki kafamın içindeki sesler, onları duyamıyorum.
fakat hala güçlüyüm. hala güçlü senin de kolların, bacakların. uzun mesafelere gidebilecek durumdalar. aklının hayalinin almayacağı şeyleri hayal ediyorum. mavi. beyaz. denizaşırı. hayalim… böyle konuşamam.

o gece…
elimden düştü fincan yere. toprağın yedi kat dibine gömdüğüm ölüm, 25 parçaya ayrıldı. kollarım açık. bekliyorum. kafamın içerisinde tasnif ediyorum bildiklerimi-bilmediklerimi. doğum. biliyorum. aşk. biliyorum. gitmek. biliyorum. ellerin. bilmiyorum. sesin. bilmiyorum. çıkış. bilmiyorum. ölüm. biliyorum. gördüm. yıllar önce o fincanın içerisinde gördüm onu. incecik bir yaprak gibi titreyen ölümü gömmüştüm. çıktı yine, geldi buldu beni aşkla. köşeye sıkıştım.

onlar…
beklerler hep bizi… masa altlarında, kapı arkalarında. bütün iyi hisler ve kabuslar birarada. zamanını bilemezsin, baktığında bulamazsın, ellerinde tutamazsın. beklerler saklanıp… hobbitler gibi sessiz. bütün iyi ve kötü hayaller… mutlu hayaller kurarken suratlar değişiverir anlayamazsın. çünkü hepsinin geldiği yer aynı.
hepsi aynı deliğe saklandı.
yanlış bütün suratlar.

“Düşünde kendini bir kelebek olarak gören biri bir kez uyandıktan sonra, bir kelebek olmadığından ve artık düşünde, kendini bir insan olarak görmediğinden hiçbir zaman emin olamaz.”

“ölü kelebeklerin dansı” için 12 Yorum yapılmış.


  1. 1 yolgezer 16 Mayıs 2005 17:10

    bir zamanlar firtinalar estirirdim
    eskisi gibi degilim simdi degistim
    kumarim yoktur kavga etmem
    her gece barlara gitmem
    ne bileyim ben ah ne bileyim ben
    bir kus kanatlanir su gonlumden
    cirpinir cirpinir da ucamaz
    gene bir davet cikarsa senden
    donerim bilirsin asigim
    asiklar kacamaz
    asiklar kacamaz
    insan olmak yetmez yetmiyor zaten
    superman superman olmak bazen
    nasil da yeniden asik oldum ben
    bu sevda bambaska avare eden
    ne bileyim ben
    bir kus kanatlanir su gonlumden
    cirpinir cirpinir da ucamaz
    gene bir davet cikarsa senden
    donerim bilirsin asigim
    asiklar kacamaz
    asiklar kacamaz
    simdi benim adim n’olur n’olmaz
    bu isler artik bana inan ki koymaz
    birinde az muhabbet birinde naz
    sende ne var bende biraz
    ne bileyim ben ah ne bileyim ben
    insan olmak yetmez yetmiyor zaten
    superman superman olmak bazen
    nasil da yeniden asik oldum ben
    bu sevda bambaska avare eden
    ne bileyim ben
    bir zamanlar firtinalar estirirdim
    eskisi gibi degilim simdi degistim
    kumarim yoktur kavga etmem
    her gece barlara gitmem
    ne bileyim ben ah ne bileyim ben

    – mazhar alanson

  2. 2 prenses 16 Mayıs 2005 17:50

    Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var: .
    Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir seyi
    Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
    Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği
    ./.

    A.Behramoğlu

  3. 3 inferno 17 Mayıs 2005 16:45

    Ah ulan. Hüsnü Arkan. Yaktın ulan. Bizi… Kim dedi sana “Ontoloji” yap diye…

  4. 4 oki 26 Haziran 2005 14:50

    1zamanlar bizde firtinalar estirirdik……kumar!!!kavga!!!hergece bara gidioz sanirim.(after hour lar ayri)…nese a$iklar hic bizman kacmazlar….

  5. 5 kadir çaça 20 Eylül 2005 17:21

    şiirlerinizi canlı yayınımda değerlendiriceğim müsadelerinizle

    istanbul merkez frekanstan tüm türkiyede ve uydu aracılığı ile tüm dünyada yayındayız saygılarımnla

    DÜŞLER SOKAĞI program sunucusu KADİR ÇAÇA

  6. 6 açelya 20 Kasım 2005 20:41

    ne olur kadir abi geçen okuduğun penceremdeki yanlızlık isimli şiiri tekrar oku

  7. 7 ebru yel 20 Kasım 2005 20:43

    kadir çaça nın sürgünde unutulmuş yürek isimli kitabı ile yeni tanıştım gerçekten çok güzel tebrik ediyorum

  8. 8 KADİRÇAÇA 21 Kasım 2005 17:20

    KADİR ÇAÇA ne olur yine gel yazısıyla

  9. 9 ipek oktay 22 Kasım 2005 19:21

    evet kitapta en az düşler sokağı programı kadar güzel

  10. 10 usta 31 Aralık 2006 00:19

    çok güzel yazı ne diim ki okudum sevdim

  11. 11 guardians 21 Kasım 2007 15:56

    kadır caca gercekten mukemmel ama nerde program yaptıgını bılen varmı

  12. 12 yorgun prenses 09 Eylül 2008 01:13

    ADIMI ÇAĞIRAN BİR SEN OLSAN - KADİR ÇAÇA

    Birileri ismimi söylüyor, dönüp bakıyorum.
    Birileri selam veriyor alıyorum.
    Hep birileri… hep birileri…
    Adımı çağıran bir sen olsan…

    Olur olmaz nedensiz hıçkırıklar düğümleniyor boğazıma. Hoşça kal deyişini düşünüyorum, devleşen bir aşka hiç yakıştıramadığım basit bir elveda ya da hayatından çıkmam için apar topar kesilmiş bir bilet inanamıyorum bu sen misin anlayamıyorum. Gidişinin benim için bir intihar sebebi olacağını bile bile. O kendini kurtarma telaşı, vücuduna yerleşmiş bir kangreni kesip atma telaşı, anlamıyorum.
    Ne kadar keskin de olsa gidişin, ne kadar ağır da konuşsan giderken bir gün yine geleceksin, sanki gözlerime bakacaksın eskisi gibi ellerimi tutacaksın beni gönderdiğin sürgünlerden yine sen çekip alacaksın…
    Aşkımı sana miras bıraktım, ama nefret edemedim senden. Evet seni unutmaya çalıştım hep, hiç yaşanmamış gibi davranmaya çalıştım. Sık sık terk etmeye çalıştım bana seni hatırlatan huylarımı, ama hep seni buldum döndüğümde. Beni apar topar gönderişinle dağılmış hayatınla seni buldum.
    Seneler geçti aramızdan, seneler yaşlandı ayrılığına tanık olmaktan. Zaman bir film şeridi gibi akıyor gözlerimden. Sen çocukluğumsun benim gençliğimsin, kaçıp kaçıp geldiğimsin, evimi barkımı terk ettiğimsin. Yaşadığım toprakları yok sayıp gelsem de sana, kapılarını hep yarım açtığından mıdır, aralık kapılardan geçtiğimden midir bilmem sen tamamlanamamış fethiydin gönlümün. Yarımdın, eksiktin bana, seni fazla fazla sevmemi anlamıyordun bu yüzden. Eksik olsun istiyordun sevmelerim de gelişlerim de, bir gidişim tam olsun istiyordun. Aşkımın karşısında çaresiz kalmandansa bütün bunlar, seni anlayabilirim, ama hep merak ettim sevmiş miydin o yıllarda beni? Kilometreleri aşıp geldiğinde bile inanmamıştım o sen miydin? Beni gelmeye değer bulacak kadar seviyor olamazdın buna inanamazdım peki neydi gelmene sebep?!…
    Böyle apar topar çıkaracaktın beni hayatından madem neden geldin bana. İçimde son damlasını bile bırakmadığın bir aşkın bir ömür yasını tutmaya neden mecbur ettin beni?! Niye sevdin niye okşadın saçlarımdan madem gidecektin niye inandırdın beni kalacağına?! Hiç bakmasaydın keşke gözlerime. Seni hiç görememişliğin acısıyla kavrulmak çok daha kolay olurdu terk edilmekten.
    Saçlarımda geziniyor hâlâ ellerin, gözlerin, ah gözlerin derin derin bakıyor gözlerime çaresizliği haykırıyor yüzüme.
    Dolaşıyoruz seninle eski bir sokağında İstanbul’un. Seni nasıl tanımıyorlar hayret ediyorum. O gün gibi düşlerimdesin hâlâ bugün de… Öyle içimdesin ki vazgeçmek mümkün değil seni beklemekten. Öyle bir bekleyiş ki hani bir silah dayasan beynime basmanı bekleyecek kadar tetiğe…
    Şimdi tutunmaya çalıştığım bir hayatın tam kıyısındayım. Arkamdan beni döndürmeye çalışıyorlar uçurumdan, dönüp bakmaya bile değer bulmuyorum onları…
    Hani diyorum ömrün son demindeyken adımı çağıran bir sen olsan… Uçurumları aşıp yanına gelsem bir kerecik baksam gözlerine son defa ve orada öylece ölsem…
    Adımı çağıran bir sen olsan…
    KADİR ÇAÇA

Yorum yapın