24 Nisan 2008 // bebek mutlu

bir bebeğin küçücük hikayesini yazmaya başlamak. günler geçiyor. günden güne büyüyor içimdeki bebek. o kelimeleri bilmiyorum. sarı bir şey gibi geliyor. sarı demek istiyorum bebeğime. babası gibi sarı. onun gibi sakin. bizim gibi “mutlu” bebek. minimini bir masal yazacağım bebeğime, mutlu günlerimizi anlatan. daha mutlu olacağımız günleri müjdeleyen… ama kelimeleri bilmiyorum işte. bekle. günü gelecek. mutluluğun da hikayesini anlatabileceğimiz günlerimiz olacak. derin kuyulardan çıkmış mutlu bir pasta cini. bebeğimin doğumgününde bu masalı hediye edecek ona. annenle baban seni çok sevdiler çok mutlu oldular senin gelişine diyecek. sapsarı bakacak meleğim. zeynep benim adım. bu dünyanın en saf en temiz cocuğu benmişim. annem söyledi. babam gibi. onlar gibi.

Yorum

10 Temmuz 2007 // kuşbakışı

dünya yüzünde söylenmemiş bir tek laf bile yoktur dersem de aynı. geçmişime kuşbakışı desem de. üç noktası bol yazılar yazdığım zamana dönmek istiyorum. geçmişime kuşbakışı bakmak. tamamlayamadığım cümleleri tamamlamak. rüya gibi. müdahale edemeden yeniden izlemek istiyorum. çok yeşildi maslak. yeşil ve ışıl ışıldı. elime bir tane çiçek alır kampüsün içinde yürürdüm yavaş yavaş. yürümeyi unutmadığımız zamanlar. sonra kimya fakültesine yaklaşırdım. tek başıma. tek başına yürüyebildiğimiz zamanlar. dizlerim titremeden. sevdiğini hep bulacağını bilerek. sonra arkadaşlarımla çıkar giderdik zamanı kaybedebileceğimiz yerlere. bir bütün gün anfinin önünde oturup sohbet ettiğimiz günler vardı. vardı öyle bir zaman. her şeye zaman vardı. delirmeye de. sevilmeye de. bu günlerde dönüp dönüp o zamanları hatırlıyorum. tepeden bakılası zamanlar. unutarak kaybedeceğin, unutarak eriyeceğin zamanlar. küçük çocukların ellerinden tuttuğun zamanlar. küçük çocuklara yol gösterdiğin, sarı saçlarını doya doya okşayabildiğin zamanlar. küçücük bir çocuğa, balonlara aşık bir çocuğa masallar yazdığın zamanlar. büyüyünce nasıl bir çocuk olacağını çok merak ediyorum yazmıştım. şimdi göremiyorum bile. büyüyünce nasıl bir çocuk olacağını sana söyleyemez bir çocuk. beraber büyürsen görürsün. sen göremedin. küçücük sapsarı bir çocuğun ellerinden tutamadığın için ağlıyorsun şimdi. onu merak ettiğin için düşüyorsun bu hallere. çocuğuna gel diyorsun gelemiyor. sen de gidemiyorsun. bu hallerin hep ondan. denize baksan. geçtiğin yollara baksan da çözemezsin artık bu düğümü. o çocuk seni hep sevmiştir. o çocuk sana hep söylemiştir en derin sırlarını bile. sen duyamamışsındır. seni sevdiği zamanlardan kuşkulanan kendinden utanmanın zamanı gelmiştir artık. dövüş klübü. tek tek çözülsün bütün düğümler kafanda. paylaşama. durman gereken yerde durama. ellerini tutama. ne kadar kolay bu gunlerde bir şeyler değil mi?

Yorum

09 Temmuz 2007 // kırmızı

başlarsam hiç bitmeyecek. küçücük elmalar. elmalar bıraktım avuçlarınıza. görmediniz. şimdi. yavaş yavaş. hayatım. biterse.

Yorum

05 Mayıs 2007 // küsük

uzaklara düştü bazı arkadaşlar. zaman geçiyormuş. hep yanında olacaklarla görüşmek için bile çaba göstermek gerekiyormuş. prenseslik ömür boyu sürmüyormuş. gözlerindeki sürmeler en sevdiklerin için bulanıyormuş. bellerin kalınlaşıyor. gerdanın sarkmaya başlıyor. bunlar gerçekler diyor birisi. sus diyemiyorsun. eskiden… gerçek yok. yaşlanmak yok. ölüm yok. prenseslik nişanını taşıyanlar ölmezlerdi. ölmezdim. şimdi en sevdiğime bile yalvarıyorum. gel beni bul diye. eskiden yaz derdi. çık derdi. baharı müjdelerdi. sana değer veriyorum demekle hallolmuyor herşey. yaralar kapanmıyor. yollar gittikçe daha da uzaklaşıyor. eskiden birdenbire çıkıp beni bulan adam şimdi çok ilerledim dönemem diyor. dönülemez yerlerde yaşıyor. dönülmez otobüslerle dönülmez kadınlara gidiyor. bana gelmiyor. bana gelmiyor. odasında başkaları yaşıyor. odası da yaşlanıyor. 

alıştırmasaydın.

Yorum

13 Nisan 2007 // patern

eteği yerleştirdim üstüme.

bir sonraki parçayı da.

sonra ayakkabıları koydum.

ve çıktım dışarı. bahar geldi. bahar geldi.

Yorum

27 Mart 2007 // bahar geldi

sadece haber vermek istedim.

motorla sahile gidilebilir. fenerbahçe’de toprağa basılabilir. hisarda bir çay içilebilir. sarıyer’de soluklanıp, kavakta midye yenebilir. hatırlatmak istedim.

Yorum

06 Aralık 2006 // by one by

söylemesi bile zor. tuttum tuttum bıraktım içimdekileri. gece olmuştu. yüzümü yıkadım yatağıma girmek için. bunu çıkarayım sigara koktu. pis mi bu yatak? yok biraz daha idare eder. ellerini bulayım. uyku. sızıyorum. sabah kalkalım. ellerini bulayım. uyku. kalkıyorum. gidiyorum. gidiyoruz. yüzüne bakıyorum. yol keşke daha uzun olsa diyorum. seninle hep uzak yollara gitmek istiyorum. uzun yollarda ellerini tutayım yine. tırnaklarını yeme. kurumasın ellerin. ben bakayım yine. zaman var mıydı? zaman var mıydı gerçekten bir zamanlar? çok geç mi oldu sapsarı şehirlere gitmek için? uzun bir yola çıksak. az kalsa. yol hep az kaldı olsa. şurada bir çay içelim olsa yine.

kış geldi. biz öylece oturup dururken kış geldi. bu kadar ince giyinmesem bu kadar korkmam aslında kıştan. battaniyeli kıyıda bir termos çayla oturabiliriz. kırmızı gözlü balıklarla konuşabiliriz. ayaklarımızı sallayalım. uçurtma uçuranlara bakalım. elele. ellerini bulayım. gece. ayaz.

Yorum

06 Aralık 2006 // günaydın

merci boku.

Yorum

31 Ekim 2006 //

sen bunu güzeltene kadar tek kelime yazmayacağım.

ve beni ara!

Yorum

17 Ekim 2006 // bana daha güzel lazım bundan daha güzel istiyorum ben de sevgili editörüm


Yorum